Ana içeriğe atla

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.

Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.

Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.

Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.

Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yine bir kadının marifetiyle öğreniyoruz: Filiz Bingölçe. Bir erkek yapsaydı mutlaka eksik kalırdı, çünkü bir kadının dilini ancak bir kadın çözer.

Kitabın ilk baskısı Metis etiketiyle Ekim 2001 yılında yapılmış. Yayınından bir ay sonra savcılık sözlüğü keşfeder ve müstehcen bularak 1.800 TL ceza kesip yasaklanmasını talep eder. TCK 426/1. maddesinden dava açılır. Porno yayınlar için kullanılan bu maddeyi mahkeme yersiz bulur ve sözlüğün toplatılması talebini reddeder.
Hulki Aktunç’un önsözde ifade ettiği gibi, “Pirimiz Kaşgarlı Mahmut’tan Ali Püsküllüoğlu’na…” sözlü bilgi kaynaklarını derleyip bizlere ulaştıran bu insanlar sayesinde (hiç farkında olmadan ve çoğu zaman hayran olduğumuz hatta taptığımız) sözcüklerle yarattığımız duygularla yaşıyoruz. Çok şey borçluyuz bu insanlara. Aktunç’un büyük Argo Sözlüğü’nden sonra Filiz Bingölçe’nin Kadın Argosu Sözlüğü büyük bir boşluğu dolduruyor.


Filiz Bingölçe giriş yazısında, bu dili yaratanlarla bir geçit yapar adeta; “İşte tümü burada… güzeller ve lanetliler, geceleyin sevecenliği gelenler, çöplük turnaları, yüzü yaralılar, ciciği bereliler, şekli bozulmuşlar, rahmi alınmışlar… Bu dili ya ben koparırım, ya onlar.”

Büyük dillerin belli başlı sözlüklerinde yer alan ”kadın dili” kategorisi bizde hemen hemen hiç işlenmemiştir, incelenmemiştir.” diyor Aktunç.

Argo, bir dilin fırlama sokak çocuğu gibidir. Argosu olmayan tek dil, bilgisayar/yazılım dili olsa gerek. Bazen, yakası açılmadıktır, bazen bayramlık ağızdır. Gülünçtür, şakacıdır, sevimlidir. Çoğu zaman tekinsizdir, vur-kaçtır, acımasızdır. Baş edemediğine, güçlüye, egemene karşı kullanılan bir öç alma, alay hatta saldırı dilidir. Onu bilmediği, kodlarını çözemediği dille aşağılar, cezalandırır. Erkeklere olduğu kadar hemcinsine karşı kullanmaktan da çekinmez. Zeki, estetik, kafiyeli diliyle kadın argosu karşısında kaba, basit erkek argosunun şansı yok gibidir.

Argo ile küfür eş anlamlı olmasa bile birbirine çok yakın, belki bir adım ötesidir. Bir yanıyla küfür, daha sokak dili gibi durur açık alanda kullanıldığı için.

Erkeğin aktif, baskın, muktedir; kadının pasif, zayıf ve edilgenliği üzerinden kurgulanıyor küfür ve argo. Becermek, koymak, geçirmek, atlamak, düzmek, sikmek hep aktifliği, iktidarı anlatır ve erkekçedir. Bu kavramları zaman zaman kadınların da kullandığına rastlamışsınızdır. Hatta bir adım ötesi, “erkek gibi kadın” deyimi, erkek gibi küfredebilme yetisini içerir.

İnternet çağında çoğu deşifre olsa da bu kez sakınmadan doğrudan üzerine üzerine püskürtür kelimelerini, deyimlerini. İki taraf da çok iyi bilir acıtacağı ve acıyacak yeri.  Bazı TV dizilerinde çerez niyetine ve sadece Romanların, lümpenlerin kullandığı bir dilmiş gibi sunulmaktadır. Öyle ya, terbiyeli Türklere yakışmaz elbet!
Türk edebiyatında yazarlar argo dilin kullanımı konusunda geçmişten günümüze hayli ürkek davranmıştır. Yine argonun kardeşi olan erotizme ise daha da uzaktır. Bir parça Murathan Mungan’ın Üç Aynalı Kırk Oda’sı ile Adalet Ağaoğlu’nun Ruh Üşümesi romanı utangaç birer deneme gibidir.

Genelde argo ve kadın argosu yalnız varoşların, itilmişlerin, ötekilerin dili değildir. Sözcük ve deyimlerin büyük çoğunluğunun cinsellik yüklü olması, açıkça söylenemeyenin sadece bu insanların değil, hanım hanımcık görünen ve elbette aynı dürtüleri yaşayan kadınların da dilidir.

Gecekondu mahallelerinde sosyal çalışma yapanlar bilir; “dışardan” gelene karşı ilk anda argonun hası (had bildirme, çizgi çekme, ders verme) uygulanır. Gelen buna hazırlıklı değilse hayli hırpalanır, hatta alanı terk eder. Direnir kalırsa o zaman argonun kodlarını çözdüğü gibi artık “onlardan” biri olur ve becerebilirse daha rahat, kolay yürür çalışmalar.

Kentsoylu kadının da argosu vardır hiç kuşkusuz. Kendisi de bir zamanlar genç kız, gelin olmuş ve kaynanasından, annesinden, teyzesinden o dili öğrenmiştir. Ak saçlı ninelerin bu dili kullandığını düşünüp o muzırlıklardan izler aramaz mısınız o kırış kırış ama nurlu yüzlerinde? Ayrıca, yaşlılığın sağladığı dokunulmazlık sayesinde argo dilini daha da pervasız kullanabildiklerini de unutmayalım.
Bir kısmı bu sözlükte de yer alan “anneanne/babaanne küfürleri“ diye adlandırabileceğimiz bu deyimlerden örnekler:
  • Karı var karıcık var, am var amcık var.
  • İki tahtayı çatmışlar, karı diye satmışlar. (Sevilmeyen gelin)
  • Her sikim hıyar diyene bir avuç tuz alıp koşma.
  • Verecekse, kapı deliğinden de verir. (Sersem gelin ya da kız)
  • Şeytan boş kalınca taşaklarını tartar. Aylak bakkal, taşaklarını tartar.
  • Allahümme fi karar, sokak sokak sik arar.
  • Sikli baba türbesine çevirdiniz burayı be!
  • Kırk sikin artığı koca götlü karı.
  • Aha şuna bak, çingene amından ucuz.
  • Başıma gökten eşşek siki yağdırdın.
  • Yektir suçum, yoktur kıçım. (Zayıf kadınlar için)
  • Kaldır dik, yatır sik. (Aptal kadınlar için)
  • Sen de hem canın cennette, hem sikin amcıkta olsun istiyorsun. 
  • Paran varsa yancıkta, sikin oynar amcıkta. (Rahatına düşkün adamlar için)
  • Bu ne kızım paşa sikti havası gibi? (Havalı, görgüsüz kızlar için)
  • Sana demirden sik olsa dayanmaz. (Malının kıymetini bilmemek)
  • Sersem sikin tohumu, nursuz amın çiçeği.
  • Sersem sikin kel dölü. Am yüzlü, taşak gözlü. (Söz dinlemeyen torun, çocuk)
  • Al işte, ananın şeyine benzedi. (Bir şeyi beceremediği, bir işi ters gittiği zaman)
  • Benim canımı sıkma, altındakini alır alnına takarım.
  • Gör götüm yolları tambura çalsın kılları. (Aylaklıkla yapılan ve hiçbir işe yaramayan gezintiler için)

“Argo, dilin gizli örgütüdür.” diyor ya Hulki Aktunç, işte bunlar da bu örgütün gizli yazışmaları.


Servet Şengül


Resimler, Hayv Kahraman’a ait.


Yorumlar

  1. Yazıdaki resimlere bayıldım, epeydir diyecektim bu yazıdakilere kısmetmiş. (Argo örnekleri not ettim,keşke daha çok yazılsaymış. :) )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitaba bakınız Sayın Gedik :) Genelde mi resimlere bayılıyorsunuz, tam anlamadım :)

      Sil
    2. Evet evet, bu aralar çok güzel. Sayın Çalı fuara gitmişken öhöm öhöm :)

      Sil
  2. Onurcum, Ebru haklı, resimler yazıdan güzel olmuş; konuşur gibi duruyorlar hakkaten...
    servet

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok abi olur mu hiç? Yazının kendisi güzel. Resimler, Hayv Kahraman diye Iraklı bir kadın sanatçıya ait.

      Sil
    2. Yazı şahane, onu belirtmeyi unutmuşum :)

      Sil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …