Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kısa Bir Ömre Sığdırılan Büyük Öyküler: “Ama Fareler Uyurlar Geceleyin”

Yirmi altı yaşında hayata veda eden Alman yazar Wolfgang Borchert’in yalnızca iki yıl gibi kısa bir sürede yazdığı tüm öykülerinin yeni baskısı, 2017 yılının başlarında Yapı Kredi Yayınları tarafından Ama Fareler Uyurlar Geceleyin adıyla yayımlandı. Kâmuran Şipal tarafından çevrilen öyküler “Karahindiba”, “Bu Salı” ve “Sevimli, Mavi, Gri Gece” adlı üç bölümde sıralanırken yazarın manifestosu niteliğindeki üç metin ise “Bizim Manifestomuzdur” üst başlığı altında bir araya getirilmiş. Borchert, bu metinlerde hem yaşadığı döneme dair izlenimlerini paylaşıyor hem de bu dönemi eserlerine aktaracak sanatçılardan beklentilerini sıralıyor. Kitabın sonunda Borchert’in yakın arkadaşı Bernhard Meyer-Marwitz tarafından kaleme alınan ayrıntılı bir yaşam öyküsü de mevcut. Önsöz ise Alman yazar Heinrich Böll’ün imzasını taşıyor. Borchert’in yazdıklarının temel hareket noktası, döneminin siyasi ve sosyal koşullarıyla birlikte kendi yaşamı. Bu yüzden öykü dünyasını bütüncül bir bakış açısıyla kavrayab…

Kümesin İçi

Yusuf Atılgan’ın “Kümesin Ötesi” öyküsüne nazire

Ben sanki çok meraklıyım bu daracık kümeste tıkılıp kalmaya. Tavuklar da epeydir sinirimi bozuyor zaten. Oysa böyle değildi başlarda, böyle değildim. Bugün duvarları aşmaya çalışan tavuk gibiydim ben de. Özgürlük, benim için de ulaşılabilir bir şeydi o zamanlar, ulaşılması gerekendi. Bugün değilse bile yarın öbür gün elbette aşacaktım önümdeki engelleri. Önce kümesi, sonra küçük avluyu, sonra da büyük duvarları… Acelem yoktu. Nasılsa gidecektim bir gün buradan. Ama kümesin büyükleri (şimdi hiçbiri yok), kaçıp gidenlerin başına gelenler hakkındaki korkunç hikayeleri anlattıkça hevesim azalmaya başladı. Özgürlük hevesim, duvarların ardını görme isteğim tavsadı. Yok oldu giderek. Tavuklara sardım ben de. Üstlerine atlayıp duruyorum. Canlarından bezdiriyorum onları. Çünkü böyle gördüm. Çünkü aslında benden beklenen bu. Ne kadar şikayetçi görünseler de tavuklar da bunu istiyor benden, bizi besleyen kadın da. Gerçekleşmeyeceğini bildiğim hayal…

Oprah Winfrey: Dünyanın En İyi Neo-Liberal Kapitalist Düşünürlerinden Biri

Geçtiğimiz günlerde 75. Altın Küre ödülleri dağıtıldı. Törende ünlü televizyoncu Oprah Winfrey de Yaşam Boyu Başarı Ödülü aldı. Oprah’ın, 25 yıl sürdürdüğü ve sayısız ödül alan “The Oprah Show” (1986-2011) adlı TV programının yanı sıra Steven Spielberg’in Mor Yıllar (1985) filmindeki rolüyle bir Oscar adaylığı var. Ayrıca Altın Küre adaylığı olan Başkanların Hizmetkarı (2013)ve Özgürlük Yürüyüşü (2014) adlı filmlerde oynamış. Ödülünü alırken ırk ayrımcılığı ve cinsel taciz konularına değinen etkili bir konuşma ile deyim yerindeyse gündeme damgasını vurdu. Amerika’da son yıllarda yeniden yükselen ayrımcılık ve Holywood’un taciz skandalları ile sarsıldığı bu sıralarda Oprah Winfrey konuşması ile gözleri yaşarttı. Gelecek başkanlık seçiminde adaylığından söz ediliyor. Oprah anlattığı başarı hikayeleriyle sıradan Amerikalı insanların derin umut ve arzularına hitap ederek “Hayatınızı başka türlü, daha iyi bir biçimde yaşayabilirsiniz” diyor. Ama bunları söylerken, hayatımızı şekillendiren p…

Dünlük 67: Yaratıcı Yazarlık Atölyesi Açmayan Yazar

Münir Özkul ve Aydın Boysan’ın anılarına saygıyla
1.Ocak.18 Şu meşhur şarkıyı bilirsiniz belki, One of Us, Joan Osborne söyler hani. Bir yerde şöyle denir şarkıda, kaba bir çeviriyle: Ya Tanrı içimizden biri olsaydı, İçimizden biri gibi kirloş, Otobüste gördüğümüz bir yabancı, Evine gitmeye çalışan? Tanrı eğer insan olup yaşasaydı, içimizden biri olsaydı yani, edineceği meslek hiç kuşkusuz yazarlık olurdu. Kendisi tarihin en çok ve en uzun satan üç kitabının (bir biçimde) yazarı. Darren Aronofsky’nin 2017 yapımı Mother! (Anne!) filminde de tanrıyı bir yazar olarak görüyoruz. Film dehşetli ve güzel. Dehşetli güzel hatta. Belki Yahudi-Hristiyan inanç geleneğine yabancı olanlar için sıradan bir psikolojik-gerilim filmi gibi görünebilir. Nedir, hikaye ilerledikçe ve özellikle evi istila etmiş olan güruhun anne’nin (adı yok) yenidoğan oğlunu yiyerek kurban etmesiyle taşlar yerine oturuyor. Bir kez daha izlenecek, tek seferle kalmayacak filmlerden. Hamiş: Bugünkü günde, yaratıcı yazarlık atölyesi …

İLK GÖZ AĞRISI (25) : Nargül Delice ve “Saçımda Limon Çekirdekleri”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Öncelikle çok teşekkür ediyorum söyleşi…

İki Mektup

Gorki’den Çehov’a: Nijni Novgorod, Ağustos 1899 Azizim Anton Pavloviç, Soloviov’un “Hayat”ta sizin hakkınızda yazdığı makaleyi şimdi okudum. Her ne kadar Mihaylovski’nin ağzının payını veriyorsa da, beni tatmin etmedi. “Vanya Dayı” için dedikleri fena değil ama, yine de gerekeni söylemiyor. Buna mukabil, şansınızdan bahsederken yanılıyor. Genel olarak yüzeyde kalıyor. Anton Pavloviç, “Fomas”ımın kitap halindeki baskısını size ithaf etmeme müsaade eder misiniz? Hoşunuza gidecekse kabul edin, rica ederim. Aksi halde, “olmaz” deyin. Öyle övünme falan peşinde değilim. Anlamsız gurur gösterilerine kapılmam. Reddederseniz gücüme gitmez. Çabuk cevap verin, yalvarırım. Açık konuşmak gerekirse, “Fomas”, başarıya ulaşamamış bir kitap. Hiçbir noktada istediğimi vermedi “Fomas”, “Mayakin”i gizlememe yardım etti. Böylelikle sansür “Mayakin”e dokunmadı. Fakat Romas tipinin kendisi tatsız. Fazla uzatmalar da var. Herhalde “İzergil Nine”deki âhenkli güzelliği bir daha bulamayacağız. Gilyarovski bana bir …

Henüz Yayımlanmamış Bir Kitap Üzerine İnceleme Denemesi

Öykülem’in 10. sayısında Selim İleri’nin önümüzdeki aylarda çıkacağı duyurulan yeni kitabından üç bölüm yayımlandı. Bu, İleri’nin sadık okur kitlesi için kuşkusuz müjde niteliğinde bir haberdi. Usta yazar söz konusu bölümleri dergiye özgün halleriyle sunmuştu ve Öykülem, yeni sayının duyurusunu yaparken yazarın bir fotoğrafıyla birlikte kitaptan kısa bir pasajı da sosyal medyada paylaştı. Gelen, kısa ama vurucu cümlelerle ilerleyen, yarı melankolik bir metindi ve Selim İleri’nin kendine has üslubunun nitelikli bir örneğiydi. Bu kısa inceleme, Öykülem’in sunduğu o birkaç satırın etkisiyle, henüz kitap çıkmadan yazıldı; odağına da sosyal medyada görünen o bölümün son cümlesini aldı: Beni oku, nefes almam için ümitler ver! Kimi görüşlere göre henüz yayımlanmamış bir kitap yazılmış da sayılmaz. Öyle ya, bir metin, o veya bu formda, okuyucuya ulaşmadığı sürece tamamlanmış değildir. Bu haliyle bir metin henüz eksiktir ve dolayısıyla ortada konu edilecek bir eser de yoktur. Ve, doğal olarak, (o…